old hive

Büyük Gri Kovan’dan Ayrılış

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Ankara’nın tam göbeğinde “Büyük Gri Kovan” namında, dışı gösterişli ama içi kasvetli mi kasvetli bir arı kovanı varmış. Bu kovanın tavanları dosya kağıtlarındanmış, koridorları ise labirent gibiymiş. Bu kovanda Bilge Kanat adında, antenleri hep merakla titreyen, yüreği doğa aşkıyla çarpan bir arı yaşarmış. Bilge Kanat’ın hayali sadece karnını doyurmak değilmiş; o, şifa dağıtan, ruhu olan, tadı damakta kalan efsanevi ballar yapmak istermiş. Gelgelelim, Büyük Gri Kovan’da işler hiç de öyle yürümezmiş. Orada “Mühürdar Arılar” ellerinde kocaman kırmızı mühürlerle gezer, yeni bir çiçekten bahseden her arının ağzına “YASAK” damgasını vururlarmış.

“Şu karşıki yaylanın çiçeği daha şifalı!” dermiş Bilge Kanat. Mühürdar Arılar hemen atılırmış: “Mevzuatta o çiçeğin adı yok, uçmak yasak!” “Petekleri daha ferah örsek?” dermiş. “Eski köye yeni adet getirme, git dilekçe yaz!” derlermiş.

Kovan o kadar daralmış, hava o kadar ağırlaşmış ki, arıların kanatları birbirine çarpmaktan yorulmuş. Enerjileri bal yapmaya değil, izin almaya gidermiş.

Bir sabah, Bilge Kanat kovanın en tepesine çıkmış, rüzgarı koklamış. İçindeki o kadim ses fısıldamış: “Burası senin sonun değil, başlangıcın. Enerjini bu gri duvarları zorlamakla tüketme. Asıl hazine dışarıda. Oğul ver!”

Bilge Kanat, o an kararını vermiş. Kendisi gibi üretmek aşkıyla yanan, cesur ve çalışkan arkadaşlarını yanına almış. Gri Kovan’ın dar kapısından vızzz diye fırlayıp, kendilerini gökyüzünün sonsuzluğuna bırakmışlar.

Dağları aşmışlar, ovaları geçmişler. Derken Kocaeli semalarına varmışlar ama Bilge Kanat durmamış. “Daha yukarı,” demiş, “Doğanın kalbine gitmeliyiz.”

Şehri, fabrikaları, denizi geride bırakıp tepelere doğru yükselmişler. Ve sonunda, yeşilin binbir tonunun dans ettiği, havasının ciğerleri bayram ettirdiği bir köye varmışlar.

Burası bir başkaymış! Bir yanda ulu meşe ve gürgen ağaçları gölge yapar, diğer yanda rengarenk kır çiçekleri güneşe selam dururmuş. Toprak, sanki “gel beni işle” dermiş gibi bereketliymiş.

Bilge Kanat, rüzgara sormuş: “Burası neresidir?” Rüzgar, yaprakların arasından fısıldamış: “Burası Balören…”

Bilge Kanat’ın gözleri parlamış. “Duydunuz mu?” demiş arkadaşlarına. “Adı üstünde! Bal-Ören! Yani balı ören, balı dokuyan yer… Kaderimiz bizi ismimize çağırmış!”

Sorgulamışlar ve Kabul Etmişler: Balören’in o mis kokulu temiz havasını içlerine çekip, en yüksek tepeye konmuşlar. Hazır bir kovanları yokmuş ama “Olsun” demişler. “Eski kovandaki hazır kalıplar bizi köreltmişti. Burada duvarlarımız yok ama özgürlüğümüz var.” Balören’in sunduğu bu bakir doğayı, yeni bir başlangıç olarak kabul etmişler.

Araştırmışlar: Bilge Kanat, “Haydi,” demiş, “Balören’in hazinelerini keşfedin!” İzci arılar dört bir yana dağılmış. Kimi, köyün sırtını yasladığı ormanlara gitmiş; kestane ağaçlarının, ıhlamurların o yoğun aromasını bulmuş. Kimi, köyün içindeki bahçelere inmiş; elma, armut, ceviz ağaçlarının çiçeklerindeki bereketi görmüş. Kimi de tepeden aşağıya bakıp, şehrin teknolojisine ve insanlarına ne kadar yakın ama gürültüsüne ne kadar uzak olduklarını fark etmiş. “Hem doğanın kucağındayız hem de dünyanın tam ortasında!” demişler.

Birlikte Üretmişler: Ve o yemyeşil tepede, kuş sesleri eşliğinde işe koyulmuşlar. Balören’in o zengin çiçek tozlarını, tertemiz suyunu kullanarak, el birliğiyle, gönül birliğiyle yeni yuvalarını örmüşler.

Bu yeni kovanın adı “Kocaeli Ortak Varoluş Ağı ve Nesli (KOVAN) “ olmuş.

Bu Kovanda mühürler, yasaklar yokmuş. Orada, “Doğa ne diyor? Akıl ne diyor?” varmış. Arılar, Balören’in o eşsiz doğasından aldıkları ilhamla, daha önce hiç görülmemiş lezzette ballar, hiç bilinmeyen şifalı karışımlar üretmişler.

Kısa sürede, KOVAN‘ın namı, tepelerden aşağıya, şehirlere, hatta deniz aşırı ülkelere yayılmış.

“Bu balın sırrı ne?” diye sormuşlar. Bilge Kanat, Balören’in o muazzam manzarasına bakıp gülümsemiş:

“Sırrımız, gri duvarları terk edip, ismimizi yansıtan bu cenneti, Balören’i bulmamızda,” demiş. “Biz burada balı sadece üretmiyoruz; doğayla, bilimle ve huzurla ilmek ilmek örüyoruz.”

Ve böylece, Ankara’dan yola çıkan o küçük oğul, Kocaeli’nin Balören mahallesinde kök salmış. Sadece bir kovan değil; üreten, keşfeden ve tüm dünyaya “Bakın, doğayla uyum içinde neler mümkün!” diyen bir doğal yaşam eğitim merkezi olmuş.

Gökten üç elma düşmüş; biri KOVAN, biri Balören’in güzel doğasının, biri de kendi hikayesini örmek için yola çıkanların başına…

Posted in Haberler.

Bir yanıt yazın