Dün JCI Ankara tarafından düzenlenen Uluslararası İnsani Sorumluluklar Günü (IHDD) etkinliğine katıldım. “Haklar”dan ziyade “Sorumlulukların” konuşulduğu bu kıymetli organizasyonda, Sürdürülebilirlik Yuvarlak Masası’nda birbirinden değerli katılımcıların olduğu bir ekipte yerimi aldım.
Gençlerin katılımı ve karar alma süreçlerine gerçek anlamda katılımları konusunda çoğunlukla hemfikir olduğumuz bir yaklaşım gelişti. Gençlerin katılımı bir gerçeklik mi, yoksa bir illüzyon mu?
“Anlaşılmadık” Değil, “Kandırıldık” Hissi
Sivil toplumda ve karar alma mekanizmalarında tehlikeli bir trend var: Gençleri masaya çağırmak, onları dinliyormuş gibi yapmak ve günün sonunda o masadan sadece şık bir “aile fotoğrafı” ile kalkmak.
Buna literatürde “Tokenism” (Göstermelik Katılım) deniyor. Ancak sahada bunun adı daha sert. Gençleri kararlara gerçekten dahil etmeyip sadece vitrin süsü olarak kullandığınızda; onlarda “Bizi anlamadılar” hissi yaratmıyorsunuz. Onlarda “Kandırıldık” hissi yaratıyorsunuz.
Bir genci kandırılmış hissettirmek, onu sadece o projeden değil, “sistemden” ve “gelecekten” tamamen koparmak demektir. Sürdürülebilirliğin en büyük düşmanı karbon emisyonu değil, gençlerin bu sinizmidir (küskünlüğüdür).
Direksiyonu Verip El frenini Çekmek
Sürdürülebilirlik, tanımı gereği gelecek nesillerin hakkını korumaktır. Eğer biz geleceğin sahiplerine (gençlere) arabanın direksiyonunu emanet ettiğimizi iddia ediyorsak, elimiz aynı anda el freninde duramaz.
Hem “Sen yönet” deyip hem de “Ama bürokrasiye uy, ama şu kurala dikkat et, ama bizden onay al” diyerek gaza basmalarını engellemek, o arabanın motorunu yakmaktan başka işe yaramaz.
O masada da dile getirdiğim gibi, gençlerin potansiyelini kinetik enerjiye çevirmek için iki somut adıma ihtiyacımız var:
1. Bürokrasiyi Azaltın, Yolu Açın Gençlerin zihni “Startup” hızında çalışır, bürokrasi ise “Devlet Dairesi” hızında işler. Gençlerin getirdiği çözüm odaklı, yaratıcı ve dijital projeler; hantal onay süreçlerinde, imza sirkülerinde ve mevzuat labirentlerinde boğulmamalıdır. Onlara “Hızlı Protokol Yolları” (Fast-Track) açılmalıdır.
2. Takip Edilebilir Şeffaf Süreçler Gençlere verilen sözler havada asılı kalmamalıdır. Bir genç bir fikir beyan ettiğinde, o fikrin akıbetini görebilmelidir. “Fikrini aldık, teşekkürler” dönemi kapanmıştır. “Senin fikrin şu politikaya dönüştü, uyguladık ve sonuçları da bunlar oldu” diyebileceğimiz, izlenebilir ve hesap verebilir mekanizmalar kurulmalıdır.
Etki Hakkı, Gençlerin en doğal hakkı
Artık gençlere “Söz Hakkı” vermekle övünmeyi bırakalım. Mikrofon uzatmak kolaydır. Asıl cesaret, onlara “Etki Hakkı” vermektir. Yani; aldıkları kararın sonucunu değiştirebilme, bütçeyi yönetebilme ve hatasıyla sevabıyla sorumluluk alabilme yetkisi.
Biz Rönesans Enstitüsü olarak, Green Gaming’den Kırsal Kalkınma projelerimize kadar her alanda gençlere mikrofonu değil, direksiyonu veriyoruz. Çünkü biliyoruz ki; dünyayı “mış gibi yapanlar” değil, sorumluluk alıp harekete geçenler kurtaracak.

Özgür Yaşar Akyar; bilgisayar mühendisi, araştırmacı, eğitimci ve bir doğa savunucusu olarak bireysel yaşam kalitesini artırma konusunda tutkuludur. Akademik çalışmaları; eğitim teknolojileri, beden eğitimi ve spor, öğretmen eğitimi, kapsayıcı eğitim ve akıllı öğrenme için blokzincir konularını kapsamaktadır.


